2014 - 2016

Tribal Worldwide İstanbul ve ilk dijital ajans deneyimi

11-How-to-be-tubi-by-tugba-isik.jpg

Enpara lansmanının üzerinden 2 yıldan fazla zaman geçmişti ve artık benim için duraklama dönemi başlamıştı. Kampanya sayfalarına içerik hazırlıyor, SSS metni düzeltiyor, sosyal medyada müşterilerle karşılıklı akrostiş şiir yazıyordum. Ama yetmiyordu. 4 yıldır çalışıyordum ve bankacılıktan başka hiçbir şey bilmiyordum. Kendimi geliştirmek istiyordum, ama ne teknik olarak ne de sosyal olarak alabileceğim bir şey kalmamıştı artık.

En iyi nerede kendimi geliştirebilirim diye düşündüm. Öyle bir yer olmalıydı ki kreatif insanların olduğu, dijitali bilen kişilerden öğrenebileceğim, farklı farklı müşteriler görüp bankacılık sisteminin dışına çıkabileceğim bir fırsat sunmalıydı bana. Ben de bir dijital ajansta çalışmaya karar verdim.

O zamanlar Ömür bankadan ayrılmış, Tribal Worldwide'a genel müdür olmuştu. Al beni yanına diye yapıştım yakasına. Yok dedi, sen dedi narinsin kibar insansın dedi, buralar sana göre değil dedi. "Bana bir şey olmaz, ben başımın çaresine bakarım" dedim. İyi o zaman ben karışmam deyip beni Hakan Birgül'e gönderdi. Hakan'ın da teyidi ile ajans jungle'ına girişimi yaptım. . "Müşteri" kavramı ile ilk o zaman tanıştım. Benim şimdiye kadar sadece 2 tip müşterim olmuştu, yöneticilerim ve banka müşterileri. Ajansta ise akla hayale gelmeyecek tuhaflıkta her biri nev-i şahsına münhasır türlü türlü müşteri olduğunu öğrendim.

Yaptığım iş ise bankada alışık olduğumdan çok çok farklıydı. Bankada en önemli kriterler kullanılabilirlik, işlevsellik ve maliyetti. Ajansta ise en önemli kriterler bir anda estetik, yenilikçilik ve pazarlanabilirlik haline gelmişti. Artık wireframelerimin derdini anlatmanın ötesinde "güzel" olması gerekiyordu. Galiba en çok bocaladığım nokta da bu olmuştu, eskiden akışları, senaryoları, metinleri ıncık cıncık çalışırken artık Dribbble'da, awwwards'da trend kovalıyordum. 


Bugün bakınca evet, wireframelerim bariz bir şekilde çirkindi. Daha güzel olması gerektiğini söylediler. Ben de süslemeye başladım. Bu sefer de fazla süslemişsin dediler. Öyle bir kıvam tutturman gerekiyordu ki, UI designer'ın işine karışmayacak kadar çirkin, ama müşterinin gördüğünde heyecanlanmasını ve hayal kurmasını sağlayacak kadar güzel olmalıydı. İşin kötüsü, bu kıvam her seferinde değişiyor, çalıştığın tasarımcıya ve işi satacağın müşteriye göre sürekli kendini adapte etmen gerekiyordu.


Sarkacın bir o yanına bir bu yanına savrula savrula (bazen çeperlere çarpa çarpa) zamanla kime hangi işi nasıl satmak gerekir, hangi tasarımcıya yaratıcı olabileceği alan bırakmak gerekir, hangi tasarımcı özgür kalmaktan o kadar da hazzetmez kestirebilir hale gelmiştim. Artık wireframelerim de iyi kötü uzaktan bakıldığında bir şeye benzer hale gelmişti. Wireframe'in sadelikle, süslenmeden de güzel olabileceğini öğrenmiştim artık.


2.5 yıl boyunca birbirinden garip, birbirinden enteresan, kelimelerle ifade etmesi oldukça güç türlü türlü insanla tanıştım :) Müşterisinden proje yöneticisine, tasarımcısından developerına... Hayatımın en renkli iş ortamıydı.

 

Ama bir noktada renk karın doyurmamaya başladı... 

©2020 tuğba ışık

  • Medium-logo
  • Siyah LinkedIn Simge
  • iconfinder_icon-social-twitter_211920
  • iconfinder_173_Instagram_logo_logos_4373