2005 - 2010

Staj günlükleri

05-How-to-be-tubi-by-tugba-isik.jpg

Üniversitede kariyerim ve geleceğim yaptığım en (tek?) akıllıca şey her yazı stajlarla dolu dolu geçirmek oldu.

Burada çizmedim ama ilk yazımız okuldaki atölye stajında geçti. Kaynak, torna, freze... Kaç insan stajda çekiç yapar ki? Ya da kaçınız birini kaynakla yaktınız? Ben yaktım.

Ertesi sene 2. zorunlu stajımız olan üretim stajını Trakya Cam'da (Şişecam'ın düz cam fabrikası) yaptım. Benim dışımdaki herkes kalite kontrol falan seçmiş, bir ben keriz gibi üretim seçmiştim. O sene söylenenlere göre Mersin'in son yüzyıldaki en sıcak yazıydı ve ben 1600°C fırının, yüzlerce metre hat boyunca ısıtılan erimiş camın yanında seraplar görüyordum. Neyse ki "fabrikanın kalanını da göreyim" ayağına departman departman gezdim de kurtuldum. 

Bir sonraki sene lisedeki hayallerimden biri olan reklamcılığa yeniden kafayı taktım ve bulabildiğim her ajansa staj başvurusu yaptım. Sonunda MARKA'dan çağırdılar. O zamanlar strateji direktörü olan Demir Çilingir ile görüştüm. Strateji tarafına çağırdı, yazar olmak istiyordum ama neyse dedim, buna da şükür. Keşke istemeseymişim. Sağolsun staj başladığında beni yazar tarafına Ali Hikmet Yavuz'un yanına gönderdi. Fikir çalışmak konusunda zerre sıkıntım olmasa da, hayatımda kendimi hiç bu kadar yalnız ve dışlanmış hissetmedim... İlk haftanın sonunda ajanslardan ve içindeki insanlardan nefret ettim (Ali ve Demir ile zerre alakası yok). Bir aylık sürenin sonunda ise artık reklam ajansında çalışmayacağımı biliyordum.

Hemen ardından bir araştırma firmasında staja başladım. Asil istediğim kalitatif araştırmalara katılmaktı. Ama orada ihtiyaç yok diye kantitatif kısma verdiler. Orada çok tatlı yöneticilerle çalıştım (Hakan Döngel, Eda Aybaba Çelik, Yeşim Başartan). Insan gibi davranılmanın nasıl bir şey olduğunu hatırladım bu sırada. Onlardan çok şey öğrendim. Çok çalıştım... 4 ayın sonunda sınavlarım başladığı için bırakmak zorunda kaldım. 

Üniversitenin son senesinde zorunlu yönetim stajını yapmam gerekiyordu. Milyonlarca yere başvurduktan sonra sadece Finansbank beni stajyer olarak kabul etti. Muhtemelen bunda da zamanında Özyeğin Vakfı bursiyeri olmamın katkısı olmuştur. 

O güne kadar “Yeaa banka mı ne bankası ya hayatta bankada çalışmam ki ben çok sıkıcı pöff” diye gevşek gevşek atıp tutan ben paşa paşa 2 ay boyunca bankanın süreç yönetimi departmanında Halis Deha Yüceil’in yanında staj yaptım. Proje olarak Collection ekiplerinin süreçleri analiz ediliyordu. Ben de her gün kronometrem elimde, borcunu ödemeyen insanların aranmasını dinliyordum. Öz oğlunu inkar edenler, kocasını tanımayanlar… En acıklısı ise borçlu kişinin öldüğü durumlardı. Her telefon görüşmesi gerilim, macera, dram doluydu. Kendi ekibimde de müthiş insanlar vardı, sürekli bir şeyler öğretiyorlar, neye ihtiyacım olsa yardımcı oluyorlardı. Yanlarında aşırı sinir bozucu şekilde süre ölçtüğüm insanlar da o kadar kibardı ki. O güne kadar en mutlu olduğum, en çok eğlendiğim stajımdı ve hayatımda ilk kez çalışarak para kazanmıştım.

Bazen arkadaşlar “enayi misin tatil yapsana” diye dalga geçerlerdi ama bu stajlar sayesinde hayallerimin yalan, ön yargılarımın ise salakça olduğunu öğrendim. Belki bunları yaşamasam hayatım bambaşka olurdu ve yanlış kararlar verip çok çok mutsuz olacağımdan eminim.

©2020 tuğba ışık

  • Medium-logo
  • Siyah LinkedIn Simge
  • iconfinder_icon-social-twitter_211920
  • iconfinder_173_Instagram_logo_logos_4373